İran Tarihi

İLK ÇAĞLARDA İRAN
SAFEVİLER DÖNEMİ
PEHLEVİ HANEDANLIĞI
HUMEYNİ DÖNEMİ
HUMEYNİ SONRASI 

İLK ÇAĞLARDA İRAN

Kurus’un Silindiri
1879’da Babil’deki Marduk tapınağında yapılan kazılarda bulunmuş olan bir toprak silindir, Pers Kralı Kurus’un dünyanın ilk insan hakları bildirisi denilebilecek ve çivi yazısı ile yazılmış bir metni taşımaktadır.
Bu silindirin aslı İngiltere'deki British Museum’da ve bir taklidi ise New York’taki Birleşmiş Milletler binasında sürekli olarak sergilenmektedir.
İran devleti, 2.500. kuruluş yılı kutlamalarını bu silindirin yapılış tarihine dayandırmaktadır.
Silindirin üzerindeki yazıtta Kurus, Babil’de ve tanrı Marduk’un kutsal tapınağında barışı sağlamak için çalıştığını ve Babil’de esir olarak bulunan Yahudilerin zorla çalıştırılmalarını yasakladığını yazmaktadır.

kurus
Kurus'un silindiri



İran platosuna ilk yerleşimlerin başladığı dönemlerin M.Ö. 3 bin - 2 bin arasına rastladığı kabul edilir. İndo - Aryanların bugünkü İran platosuna geldikleri, bir kısmının burada yerleştiği, bir bölümünün ise Hazar Denizi kıyısına ve Karadeniz kıyısına geçtiği tahmin ediliyor. Bunların arasında bulunan Med'ler bölgedeki ilk uygarlığı oluşturmuşlardır. Sonraki büyük grup birçok göçebeden oluşan Parslardır. Medlerle Parslar sürekli olarak birbiriyle çatışmışlar M. Ö. 550 yılında Pers Kralı Kurus Med'leri kesin olarak yenmiştir.


pasargad

Kurus'un mezarı

Büyük Kurus'un kurduğu Akamenid İmparatorluğu M.Ö. 558 ile M.S. 330 yılları arasında hüküm sürmüştür. Ünlü kralları I. Darius ve Sarkis (Xerxes) zamanında ülkenin sınırları doğuda Hindistan'a, batıda Ege kıyılarına kadar uzanmıştı. Mısır'ı bile topraklarına katan bu imparatorluğun merkezi olan Persepolis şehri günümüzün en önemli tarihi şehirlerinden biri durumundadır. Bu iki kral zamanında tarımda büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Demircilik, taş işlemeciliği binalarda taşların kullanılması, altın ve bakır işlemeciliği çok ilerlemiştir.

Darius
I. Darius'un Persepolis duvarındaki rölyefi.

İs­ken­der Dö­ne­mi
Bü­yük İs­ken­der, MÖ. 334 yı­lın­da 40 bin ki­şi­lik or­du­suy­la Hin­dis­tan se­fe­ri­ne çık­tı ve er­te­si yıl Akamenid kra­lı II­I. Da­ri­us’un or­du­su­nu yen­di. İran’ı iş­gal et­ti ve dö­ne­min en gü­zel şeh­ri olan Per­se­po­lis’i ya­kıp yık­tı.

aka
Akamenid döneminden kalmış bir eser.


Büyük İskender'in Hint seferi sırasında ölümünden sonra Yunan etkisi hızla zayıfladı ve yerini kuzeydoğudan gelen Partların işgaline bıraktı. Partların hakim olduğu dönemdeki en önemli gelişme yolların yapılması ve "ganat" adı verilen su yollarının geliştirilmesi olmuştur.

kus
Zerdüşt sembolü olan kuş-adam Persepolis duvarlarında.


M.S. 224 ile 638 yılları arasında ülkeye Sasaniler hakim oldu. Bu dönemde Zerdüştlük, devlet dini haline geldi. Toplum, bir tür kast sistemi ile yönetildi. En tepede Zerdüşt din adamları ve en altta ise toprakla uğraşan çiftçiler vardı. Sasaniler döneminde yollar, köprüler yapıldı, ganat sistemleri geliştirildi, yeni ve çok güzel saraylar inşa edildi. Kast sisteminin ve alt sınıflar üzerindeki ağır vergilerin etkisiyle Sasaniler zamanla zayıfladı ve 645 yılında başlayan Arap işgaline karşı fazla direnemedi.

kus
Zerdüşt sembolü olan kuş-adam Yezd şehrindeki ateşgede üzerinde


İslamın kabul edilmesiyle İran kültür ve geleneklerinde önemli değişimler oldu. Zerdüştlük, gücünü ve taraftarlarını kaybetmeye başladı. Arap alfabesinin o dönemdeki kabulü ile İran ülkesinde günümüzde de geçerli olan yapı meydana çıkmaya başladı. Buradaki Zerdüştler, zorla müslümanlaştırıldı. Günümüze kadar devam eden Şii - Sünni kavgası da bu tarihlerde filizlendi.

Arap etkisinin yoğun olduğu bu dönemde Abbasiler, İran'ı 600 yıl kadar yönettikten sonra yerini Selçuklular aldı. 1051 yılında İsfehanı alarak başşehir yaptılar. Bu dönemde edebiyat ve bilimde belirli ilerlemeler görüldü. Örneğin ünlü şair ve matematikçi Ömer Hayyam bu dönemde yetişti.


hulagu hayyam
Hulagü Han, Alamut kalesinde kalenin teslim alıınşı sırasında
Ömer Hayyam'ın temsili resmi

1220 yılında Cengiz Han yönetimindeki Moğol ordularının istilası ile Selçuklu Devleti yıkıldı. Özellikle torunu Hülagü'nün zamanında en yüksek dönemine ulaşan Moğol istilası sırasında Tebriz, Moğolların başkenti oldu. Hristiyanlık ve Budizm arasında bocalayan Hülagü Han, ülkedeki sosyal baskılara dayanamayarak Müslümanlığı seçti. Kendisine İl Han ismini verdi. Daha sonra kurulan İlhanlılar devleti de bu ismi devam ettirdi. Moğollar ellerine geçirdikleri şehirlerdeki sanat eserlerini yakıp yıkarken bir yandan da kendileri yeni eserler yaptılar. Zencan yakınlarındaki Gümbed-i Sultaniye bunlardan en önemlisidir. Bölgedeki kanlı Moğol işgali 200 yıl kadar sürdü.

 

gunbed gunbed
Gunbed-i Sultaniye
Tavan suslemesi


1402 yılında Moğol-Türk Hükümdarı Timurlenk'in Osmanlıları yenmesiyle bölgede kısa bir süre hüküm sürdüğünü görüyoruz. Başşehri Tebriz'den Kazvin'e almış, kendisine karşı gelenleri acımasızca katletmiştir. Sadece İsfehan'da 70 bin kişinin öldürüldüğü tarihsel kayıtlara geçmiştir. Öte yandan özellikle Şiraz'daki minyatür sanatçılarını desteklemiş olan Timur'un eşlerinden birisi olan Gevher Şad, Meşhed'deki eşsiz caminin yapımında rol oynamıştır.


timur

Emir Timur

Kısa bir dönem Karakoyunlu ve Akkoyunlu isimli iki Türkmen kabilesi, Kuzey İran ve Doğu Anadolu'da hüküm sürmüştür.


Sayfa Başına Dön  



SAFEVİLER DÖNEMİ


1502 yılında bir Şii hanedanı olan Safevilerin yönetimi ele geçirmeleri ile İran'da bir yeniden doğuş dönemine girilmiştir. Bu dönemde İrandaki gelişmeler Anadoludaki Şii/Alevi inancına sahip kitleler tarafından ilgi görmeye başlamıştır. Zamanla bu ilginin tehlikeli boyutlara ulaşmasıyla Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'in üzerine yürümüştür. Çaldıran ovasındaki savaştan Osmanlı orduları galip çıkmıştır. (Çaldıran ovası, günümüzde İran'da Hoy ile Maku kasabaları arasında, Türkiye sınırına 150 km. kadar uzaklıktadır. Yerel halk arasında Siyah Çeşme olarak bilinir.) Bu yenilgiye rağmen Safeviler ülkenin sınırlarını bugünkü Irak'ta Bağdat'tan bugünkü Afganistan'da Herat'a kadar genişletmişlerdir. Safevilerin önemli krallarından biri olan Şah Abbas, başşehri Kazvin'den İsfehana taşımıştır.

sah
Şah Abbasın bir minyatürdeki resmi

Bu tarihlerde İsfehan'da yapılmış olan mimari eserler bu dönemin unutulmazları arasındadır.

ism

Şah İsmail'in temsili heykeli

Safevilerin zayıflamasıyla 1736 yılında Afgan kralı Nadir Şah, ülkeyi işgal etmiş, ülkedeki Türk ve Rus unsurlarını uzaklaştırarak kısa bir dönem barış ortamı yaratmıştır. Hindistan'a sefere gittiğinde ele geçirdiği ünlü Tavuskuşu tahtı ve Kuh-i Nur (Nur Dağı) Elması'nın keyfini süremeden 1747 yılında bir suikaste kurban gitmiştir.

nader

Nadir Şah Afşar

 

Daha sonra Kerim Han Zand'in kurduğu başka bir hanedan olan Zand hanedanı ülkeyi yönetmiştir. Zand'lerin yönetimiş başşehir olarak Şiraz'ı seçmiş ve burayı çok geliştirmiştir.


karim

Zend'li Kerim Han

1796 yılında Kacar kabilesi güçlenmiş ve başkanları Ağa Muhammed Han ülkeyi ele geçirmiştir. Tahran'da taç giyen bu kral zamanında İranlılar batı kültürüyle daha çok tanışmaya başlamıştır. Dönemin büyük ülkeleri olan Rusya, İngiltere ve Fransa İran ile ilgilenmeye başlamışlardır. Rusya ile iki kere büyük savaşlar yapan İran bu savaşların sonunda büyük toprak kaybetmiştir. Kacar döneminin krallarından biri olan Nasreddin Şah zamanında veziri Mirza Taghi Han Emir Kebir, modernleşmeyi getirmeye çalışmış, kendisine karşı çıkan başka Kacar prenslerinin etkisiyle idam edilmiştir.

1896 ile 1901 arası Anayasal Hareketlenme adlı bir dönem yaşandı ve İranlılar politik bir alt üst oluşla karşılaştı. Sonuçta kurulan parlamento Anayasayı ve ülkenin idari ve politik sistemini onayladı.

1. Dünya Savaşı sırasında İran, tarafsız kalmakla birlikte iki büyük etki bölgesine ayrılmış gibiydi. Kuzeyde Rusya'nın etki alanında ve güneyde İngiltere'nin etki alanındaki bölgeler. 1917 devrimi ile Ruslar, İran'daki ilgilerinden vazgeçti ve ülke tamamen İngiliz etkisi altına girdi.

Sayfa Başına Dön


PEHLEVİ HANEDANLIĞI

1926 yıılnda son Kacar kralı Ahmed Şah'ı deviren Rıza Han, Pehlevi hanedanlığını kurdu. İlk Meclisin kararlarını tanımasıyla ülkenin tamamına hükmetmeye başladı. Ülkeyi modernleştirme çabalarında Atatürk'ü kendine örnek aldı. O dönemde İran'da ulaşım çok geri kalmıştı, sağlık sistemi hemen hemen yok gibiydi, tarım ve sanayi ise gelişmemişti. Atatürk gibi işe önce sosyal devrimlerle başladı. Dini etkileri kırmak için kadınların kara çarşaf giymelerini ve Muharrem ayında Aşure günü kutlamalarını yasakladı.


Rıza shah

Rıza Şah

2. Dünya Savaşı'nda tarafsız kalmaya çalışan İran, savaşa girmekten uzak kalarak başarılı bir politika izlemiştir. Rusya, Kuzey Azerbaycan'da bazı İran topraklarını ele geçirince Amerika ve İngiltere'ye yaklaşmış, gene de 1941 yılında sürgüne gönderilmekten kurtulamamıştır. Yerine 22 yaşındaki oğlu Muhammed Rıza Şah geçirilmiştir.

İngiliz - İran Petrol şirketinin İran petrollerinden milyonlarca dolar kazanmaları karşısında İran Petrollerinin millileştirilmesi tartışmaları başlamış 70 yaşındaki milliyetçi başbakan Musaddık her türlü dış baskıya rağmen bu işi başarmıştır. Petrolün millileştirilmesi günü İran'da halen resmi tatil olarak kutlanmaktadır. Şirketin İngiliz ortaklarını karşı atağıyla İran petrollerine uluslararası boykot uygulanmış 1953 yılında Şah'ın ülkede olmadığı bir dönem Musaddık, ülke dışına çıkartılmış, sonuçta İran petrolü gene uluslararası bir şirketin eline geçmiştir. Ancak bu sefer ABD, bu şirketin % 40 ortağı durumuna gelmiştir.

Musaddık'ın gidişiyle Amerikan Hükümeti sosyal iyileştirmeler ve ekonomik modernizasyonlar yapması için Şah'a baskı yaptı. Beyaz Devrim adıyla bu işe girişen Şah, devrimin hızını çok yüksek tutunca dini çevrelerden ve küçük yerleşimlerde yaşayanlardan tepki aldı. Özellikle ulema adlı dini liderlerin aynı zamanda büyük toprak sahibi olmaları ve toprak reformunun onların aleyhine olması, seçme ve seçilme haklarının müslüman olmayanlara da tanınması ve sürekli yükselen enflasyon nedeniyle Şah'ın otoritesine karşı çıkanların sayısı hızla arttı.


sah2

Rıza Şah Pehlevi

Pehlevi'lerin yönetime gelmelerinden sonra genç öğrenciler, devrimlerin çabucak tamamlanmasını; tutucu müslümanlar ise devrimlerin tamamen kaldırılmasını ve şeriata dönülmesini istiyor ve her iki grup da Şah yönetimine saldırıyordu. Ekonominin gittikçe kötüleşmesi ve petrol üretimi ve satışındaki başarısızlık, kitlelerin sokak gösterilerine ve çeşitli sabotaj olaylarına yol açıyordu. Şah ise bu gösterileri en sert ve en kanlı biçimde bastırmaktan çekinmiyordu.

sureyya
?Rıza Şahın eşi Farah Diba,
oğlu Reza Pehlevi ve kızı Farahnaz.


Bu sırada yurtdışında olan dini lider Ayetullah Humeyni, gittikçe artan bir popülarite kazanmış ve direnişin simgesi haline gelmişti. Şah, 1978 yılında rejimini kurtarmak için umutsuz çabalar göstermiş; bu arada tutumunu iyice sertleştirmiştir. ABD ile kurduğu çok sıkı bağları bu yönde kullanmıştır. 1978 yılı Kasım ayında sıkıyönetim ilan etti. Aynı günlerde Tahran, Kum ve Tebriz'deki sokak gösterilerinde ve çatışmalarda yüzlerce kişi öldürüldü. Şah'ın günleri sayılıydı ve 16 Ocak 1979 tarihinde (şimdi resmi tatildir) ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Sürgünde değişik ülkeleri gezen devrik Şah, 1980 yılında Mısır'da öldü.


Sayfa Başına Dön


HUMEYNİ DÖNEMİ


humeyni
Ayetullah Humeyni


1902’de kü­çük bir köy­de do­ğan Hu­mey­ni; din­bi­lim, fel­se­fe ve hu­kuk eği­ti­mi­ni kut­sal şe­hir olan Kum’da al­mış­tı. Şah re­ji­mi­ne açık­ça kar­şı çık­tı­ğı için İran’da kal­ma­sı risk­liy­di. Ön­ce Tür­ki­ye’ye gel­di ve iki se­ne ka­dar Bur­sa’da kal­dı. Da­ha son­ra Fran­sa­’ya sürgüne git­ti. 1 Şu­bat 1979’da İran’a ge­ri dön­dü. İs­la­mi tu­tu­cu­luk­la mil­li­yet­çi­li­ği bir­leş­ti­ren ide­al­le­ri, gö­rüş­le­ri­nin te­mel­le­ri­ni oluş­tu­ru­yor­du.
İran’da­ki İs­lam Dev­ri­mi, Hz. Mu­ham­med’den bu ya­na ilk kez ger­çek an­lam­da bir İs­la­mi dev­le­tin oluş­ma­sı an­la­mı­na ge­li­yor­du. An­cak, bu dev­rim­de de çok kan dö­kül­dü. Şah’ı de­vir­mek­te it­ti­fak için­de olan “Halkın Fe­da­yi­le­ri” ve “Hal­kın Mü­ca­hit­le­ri” gi­bi sol­cu grup­lar ya­sa­dı­şı ilan edil­di, bü­yük bir şid­det­le da­ğı­tı­la­rak ta­raf­tar­la­rı he­men idam edil­di. Ül­ke­de du­rum bir ara kon­trolden çık­tı ve iç sa­vaş eşi­ği­ne ka­dar gel­di.

İran İslami hareketi 10 Şubat 1979’da kesin zafere ulaştı. 1980’de yapılan referandumda İran halkı yüzde 97 oranındaki “evet” oyuyla devrimi desteklediğini göstermiş oldu.

Türkiye, İran İslam devrimini ilk tanıyanlardan oldu. Türkiye ile İran arasındaki yüzyıllara dayanan geleneksel dostluğun etkisi olmakla birlikte o dönemde soğuk savaş koşullarının sürdüğü, Sovyetler Birliğinin bölgedeki etkinliğinin kırılması hedefi ve yeni rejimin Moskova karşıtı tutumu bunda daha temel rol oynamış sayılabilir.

Za­man­la İran ile ABD ara­sın­da çok be­lir­gin bir düş­man­lı­ğın to­hum­la­rı atıl­ma­ya baş­la­dı. Bu­nun ilk ne­de­ni, Ame­ri­ka’nın İran tarafından tan­rı­ta­nı­maz bir kül­tü­rün tem­sil­ci­si olarak görünmesi, ikin­ci ne­de­ni ise ABD’nin dev­rik Şah re­ji­mi­ni ve da­ha son­ra İran-Irak sa­va­şın­da Irak’ı so­nu­na ka­dar des­tek­le­miş ol­ma­sı sa­yı­la­bi­lir. Humeyni’nin Türkiye’nin Laik devlet yapısını kendi rejimi açısından tehdit olarak görmeye başlaması ile İran - Türkiye ilişkilerinde her iki tarafta da temkinli bir yaklaşım benimsenmeye başlanmıştır.

Ülkedeki baskıcı rejimden kaçmaya başlayan bir milyona yakın İranlı, Türkiye üzerinden geçerek batılı ülkelere sığınma talebinde bulunmaya başlamış, bu da iki ülke ilişkileri arasında tatsızlık konusu yaratmıştır.

1979’un Kasım’ında Tah­ran’da­ki Ame­ri­kan el­çi­li­ği, üni­ver­si­te öğ­ren­ci­si ol­du­ğu söy­le­nen ki­şi­ler ta­ra­fın­dan ba­sı­la­rak bu­ra­da­ki 52 ki­şi re­hin alın­dı. Öğ­ren­ci­ler, re­hi­ne­le­rin ser­best bı­ra­kıl­ma­sı kar­şı­lı­ğın­da sür­gün­de­ki Şah’ın ken­di­le­ri­ne tes­lim edil­me­si­ni is­te­di­ler. Bu re­hi­ne­ler (İran­lı­la­ra gö­re ca­sus­lar) 444 gün sü­rey­le bu­ra­da tu­tul­du. Baş­kan Car­ter’ın Ni­san 1980’de uy­gu­la­dı­ğı ba­şa­rı­sız kur­tar­ma ope­ras­yo­nu so­nu­cun­da İran - ABD iliş­ki­le­ri ta­ma­men ke­sil­di.

Da­ha son­ra Hiz­bul­lah gi­bi İran des­tek­li grup­lar; Lüb­nan’da ser­gi­le­nen re­hin al­ma­la­rı, 241 Ame­ri­kan de­niz­ci­si­nin kat­ledilmesi ve Ame­ri­kan el­çi­li­ği­ne kam­yon - bom­ba sal­dı­rı­sı gi­bi te­rö­rist ey­lem­ler­de bu­lun­du­lar.

İran - Irak Savaşı
1980 yılında Irak silahlı kuvvetlerinin ortak sınır boyunca İran'ın batı kesimini işgal etmesiyle İran - Irak savaşı başlamış, 1988 yılında ateşkes anlaşmasıyla sona ermiştir.

Savaşa yol açan anlaşmazlıkların başında "Şatt-ül Arap" suyolu konusu geliyordu. Irak, önceleri tek başına denetim altında tuttuğu bu stratejik suyolunu İran'ın Kürt hareketinden desteğini çekmesi karşılığında 1975 yılında bu ülkeyle paylaşmak zorunda kalmıştı. Ama Bağdat yönetimi bu durumu hiç bir zaman içine sindiremedi. Öte yandan İran'da iktidarı ele geçiren Şii akım, nüfusunun bir kısmı Şii olan Irak için ciddi bir tehdit haline geldi. Irak'ın savaş öncesindeki hedefi İran'ın zengin petrol yatakları olan Khuzistan bölgesini alarak daha fazla petrole sahip olmak ve Şatt-ül Arap suyolunun her iki yakasını da kontrol etmek şeklindeydi.

Ancak savaş başladığında Saddam Hüseyin, beklediği gibi iç sorunlardan bunalarak zayıflamış bir İran ile değil belirgin bir dış düşmana karşı birleşmiş bir İran'la karşılaştı. Silah gücü daha üstün olan Irak'ın karşısına nüfus yönünden büyük bir ülke ve Mollalar tarafından fanatik bir şekilde eğitilmiş ve ölmeye hazır bir ordu çıktı. 8 yıl süren bu savaş süresince her iki taraf da birbirlerinin topraklarının en fazla 100 km. kadar içine girebildi. Açılan kilometrelerce uzunluktaki cephede çarpışmalar zaman zaman tarafların birbirlerinin başkentlerine, petrol tesislerine ve petrol tankerlerine füze saldırılarında bulunmalarıyla alevlendi.

1982 yılında İran, Irak kuvvetlerini eski sınırın ötelerine sürünce barış umudu doğdu. Ancak bu sefer İran, Şiilerin kutsal yerleri olan Necef ve Kerbela'yı almak üzere karşı atağa girişti.

war
war
Savaş sırasında İran
Savaş sırasında Irak


Her iki ülkenin ekonomisi savaşın ağır harcamalarını karşılamakta güçlük çekmekteydi. Önceleri Suudi Arabistan ve öteki Arap ülkelerinin açıkça mali yardım yaptığı Irak'a Amerika ve SSCB de dolaylı yollardan destek sağladı. İran ise Suriye ve Libya ile ittifak içindeydi. Irak, kimyasal silah kullandığı konusundaki iddialar üzerinde dünya kamuoyunda yalnızlığa itilince sürdürdüğü barış girişimlerini bir kenara bıraktı. İran, 1987 yılında Basra yakınlarına kadar sokulabilmişti, ancak Libya ve Suriye'nin desteklerini çekmeleri ve öteki Batılı ülkelerin açıkça İran'a karşı cephe almalarıyla İran, yalnızlığa itildi. 1988 yılında savaş bittiğinde her iki taraf hiçbir şey elde edemeyerek savaştan önceki sınırlarına çekildi.


Sayfa Başına Dön


HUMEYNİ'DEN SONRA

4 Ha­zi­ran 1989’da Hu­mey­ni ölün­ce ül­ke ye­ni­den be­lir­siz­lik or­ta­mı­na sü­rük­len­di. An­cak İs­lam Dev­ri­mi, ken­di yan­daş­la­rı­nı ve ken­di in­san tü­rü­nü ya­rat­ma­yı ba­şar­mış­tı. Yö­ne­tim, Dev­rim Mu­ha­fız­la­rı­nın et­kin ol­du­ğu bir di­ni re­jim ha­li­ne gel­di. Yeni dini lider, Ayetullah Ali Hamaney oldu. Hamaney, günümüze kadar bu görevini sürdürmektedir.

Rafsancani Dönemi
Humeyni’nin mücadelesinde en yakın arkadaşı olan Rafsancani, İran - Irak savaşını bitirmede Humeyniyi ikna eden isim olarak bilinirdi. Daha sonra bir dönem İran Milli Meclisi Başkanlığını da yapmıştı.

1989 yılındaki İlk se­çim­ler­le iş­ba­şı­na ge­len Cum­hur­baş­ka­nı Raf­san­ca­ni be­lir­li bir mo­dern­leş­me ha­re­ke­ti baş­lat­ma­ya ça­lış­tı; ama ba­şa­rı­lı ola­ma­dı. Rafsancani’nin en büyük başarısı sertlik yanlısı İslamcıların devlet üzerindeki etkinliğini azaltması sayılır. 1993 yılında oy oranları düşmüş olsa bile ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.


rafsan

Eski Cumhurbaşkanı Rafsancani


Hatemi Dönemi
1997’­de Ayetullah Ha­te­mi, Cum­hur­baş­ka­nı olun­ca mo­dern dün­ya­nın ka­pı­la­rı­nı İran­lı­la­ra aç­ma­ya ça­lış­tı. Dev­rim Mu­ha­fız­la­rı­nın et­kin­lik­le­ri­ni de azalt­ma­ya uğ­raş­tı. Dev­ri­min üze­rin­den za­ten 20 yıl geç­miş­ti ve ül­ke­de gü­ven­lik kuv­vet­le­ri­nin yet­ki alan­la­rı ko­nu­sun­da bir kar­ga­şa ya­şa­nı­yor­du. Po­lis, jan­dar­ma ve as­ke­ri kuv­vet­le­r gibi güvenlik kuvvetlerinin dı­şın­da dev­rim mu­ha­fız­la­rı­nın gö­rev ve yet­ki­le­ri­nin ne ol­du­ğu ko­nu­su tar­tı­şıl­ma­ya baş­lan­dı. So­nuç­ta Dev­rim Mu­ha­fız­la­rı, bir tür özel po­lis gü­cü sta­tü­sü­ne alın­dı; so­run bu şe­kil­de ge­çi­ci de ol­sa çö­zül­müş ol­du.

Cum­hur­baş­ka­nı Ha­te­mi’nin iç ve dış po­li­ti­ka­da uy­gu­la­dı­ğı re­form­cu po­li­ti­ka, genç­ler ara­sın­da so­nuç­la­rı­nı ver­me­ye baş­la­dı. Ül­ke­de ön­ce­le­ri bir ca­sus­luk ara­cı gi­bi gös­te­ril­me­ye ça­lı­şı­lan in­ter­net kul­la­nı­mı gi­de­rek yay­gın­laş­ma­ya baş­la­dı. Sa­vaş yıl­la­rın­da ne­re­dey­se im­kan­sız olan yurt­dı­şı te­le­fon gö­rüş­me­le­ri oto­ma­tik sis­te­me bağ­lan­dı ve İran, ken­di GSM - Cep Te­le­fo­nu ba­ğı­nı ku­ra­rak dış dün­ya ile iliş­ki­le­ri­ni pe­kiş­tir­miş ol­du.

Ancak, Ha­te­mi’nin ki­şi­sel ça­ba­la­rı bir an­lam­da so­nuç­suz kal­ma­ya mah­kûm­du. Çün­kü Cum­hur­baş­ka­nı’nın çı­kar­dı­ğı her ya­sa, di­nî li­der­le­rin ve tu­tu­cu müs­lü­man­la­rın ço­ğun­luk­ta ol­du­ğu Mec­lis ta­ra­fın­dan onay­lan­maz­sa ge­çer­li ola­mı­yor­du. İs­lam­cı güç­ler, İs­lam Dev­ri­mi­ne kar­şı re­form oluş­tur­ma­ya ça­lı­şan bir­çok ke­si­min ça­ba­la­rı­nı çe­şit­li şe­kil­ler­de bo­şa çı­kar­dı­lar.


hatemi

Eski Cumhurbaşkanı Hatemi


1999 yı­lı Mart ayın­da ya­pı­lan ye­rel se­çim­ler sı­ra­sın­da halk ara­sın­da iyi ta­nı­nan re­for­mist Tah­ran Be­le­di­ye Baş­ka­nı tu­tuk­lan­dı. Bu du­rum yo­ğun pro­tes­to­la­ra se­bep ol­du. 2000’de re­form yan­lı­sı otuz­dan faz­la ga­ze­te ka­pa­tıl­dı. 2002’de ya­pı­lan ge­nel se­çim­ler­de de re­form­cu aday­la­rın se­çi­me ka­tıl­ma­la­rı Mec­lis ta­ra­fın­dan en­gel­len­di. Bu en­gel­le­me ol­ma­say­dı Mec­lis­te re­form­cu­la­rın ço­ğun­lu­ğu oluş­tu­ra­bi­le­ce­ği­ne ke­sin gö­züy­le ba­kı­lı­yor­du.

Ka­sım 2003’te ka­dın hak­la­rı sa­vu­nu­cu­su bir ka­dın ha­ki­min No­bel Barış Ödü­lü al­ma­sıy­la dik­kat­ler tek­rar İran üze­ri­ne çev­ril­di.

2003 yı­lı­nın so­nun­da ta­ri­hi Bam şeh­ri mer­kezi olan güç­lü bir dep­rem mey­da­na gel­di. Bu dep­rem­le Bam ken­tin­de­ki ta­ri­hi ka­le bü­yük ha­sar gör­dü.

Ahmedinecad Dönemi (ilk)
2005’te yapı­lan Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim­le­ri­ni ge­le­nek­çi aday Mahmud Ahmedinecad ka­zan­dı. Seçimde, “Halkın Adamı” imajını destekleyen basit giyimi, güney Tahran’ın yoksul bir semtinde küçük bir evde oturuyor olması gibi nedenlerle iki dereceli seçimde herkesin ortak görüşüyle “hırsız” damgasını yiyen Rafsancani’ye gidemeyen oyları toplamayı başardı.

Ah­me­di­ne­jad’ın yönetime gelmesiyle sert tu­tum­lu bir tavır iz­le­yen İran, dün­ya po­li­ti­ka sah­ne­sin­de tekrar önemli bir yer edin­di.


nejad

Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad


Buna karşılık, bir yandan da ülke içi ekonomik dengesizlikler sorunu ile uğraşmak zorunda kalan Ahmedinecad, İran devletinin yıllardan beri uygulamakta olduğu sübvansiyon (halka enerjinin maliyetin altında fiyatlarla verilmesi) uygulamasını kademeli bir şekilde kaldırmaya başladı. Bu uygulamalar sonucunda elektrik fiyatı % 300, telefon konuşmaları % 250 zamlandı.

İran, 2007’de, kendisi petrol üreten bir ülke olduğu halde ham petrolünü benzine ve mazota çevirecek yeterli rafinerisi bulunmadığından büyük bir petrol krizine girdi. Benzine yüzde 100’e yakın oranda zam yapıldı. Otomobil sahiplerine günlük 10 litre benzini zamsız fiyattan kullanım hakkı tanıyan kartlar dağıtıldı. Günlük hakkını aşanlar benzini yüksek fiyattan satın almak zorundaydı. Bu şekilde petrol tüketimini azaltmaya çalışan hükümet, bunda başarılı da oldu. Fazla ben­zin tüketen Pey­kan mar­ka es­ki tek­no­lo­ji­li oto­mo­bil­lerin sa­hip­le­ri­ne dü­şük fa­iz­li kre­di ve­ri­le­rek pi­ya­sa­dan çe­kil­me­ye ça­lı­şıl­dı, bu da pet­rol tü­ke­ti­mi­ni azalt­tı.

Bü­tün bu ça­lış­ma­lar, za­ten eko­no­mik am­bar­go al­tın­da bu­lu­nan İran’da enf­las­yo­nu az­dır­dı. 2008’de yıl­lık yüzde 30 enf­lasyon ya­şan­dı. 2010’­da ise enf­las­yon yıl­lık yüzde 15 ci­va­rı­na dü­şü­rül­dü.

İran, bu dönemde ener­ji ih­tiya­cı olduğunu öne sürerek nük­le­er san­tral­ler kur­ma­ya ve uranyum zenginleştirme çalışmalarına başladı. Bu durum, önce Ulus­la­ra­ra­sı Atom Ener­ji­si Ko­mis­yo­nu ile denetlenmeye çalışıldı. Bundan sonuç alınamayınca baş­ta ABD ol­mak üze­re ba­tı­lı dev­let­ler, İran’ın nük­le­er bir si­lah üre­te­bi­le­ce­ği kuş­ku­suy­la ül­ke üze­rin­de yo­ğun bas­kı uy­gu­la­ma­ya baş­la­dı. Bu bas­kı­la­ra bo­yun eğ­me­yen İran, nük­le­er çalışma­la­rı­na de­vam etti.

Ahmedinecad Dönemi (ikinci)
2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmedinecad, seçimi ikinci kez ve az farkla kazandığında; ikinci aday Musavi ve yandaşları, seçimlere hile karıştırıldığını öne sürerek protesto gösterileri yaptılar. Bu olaylar, kısa sürede “rejim karşıtlığı” haline gelmeye başladı. Ülkede İslam devriminden bu yana en büyük ve en çok ses getiren olaylar bunlar oldu. Batıda bile İrandaki rejimin değişebileceği düşünülmeye başlandı. Birkaç ay süren olaylar, zamanla yatıştı.

İran, nükleer araştırmalar konusunda uzlaşmaz tutumunu inatla sürdürdü. Dünya toplumundan soyutlanmaya başladı. Ekonomik yaptırımlar ise ABD’nin baskısıyla daha etkin bir biçimde uygulanmaya başladı. Bu yaptırımlar en sonunda meyvelerini vermeye başladı. 2012 yılı ilkbaharında İran Riyali büyük bir devalüasyon yaşadı. Ülkede gıda ve petrol sıkıntısı çekilmeye başlandı.

Bu dönemde İran’ın özellikle Latin Amerika ülkeleriyle uluslararası alanda yakınlaşmaya başladığı görüldü. Batılı olmayan güçler olan Rusya ve Çin ile her zaman iyi ilişkileri olan İran’ın bu sefer Latin Amerikadaki Venezuella ve Brezilya olan ittifakları, Venezuella başkanı Hugo Chavez ile samimi bir ortamda gerçekleştidiği görüşmeler ve 2012 yılında yapılan Bağlantısız Ülkeler Hareketi toplantıları ile İran, uluslarası camiada kendisine destek bulmaya çalıştı. Bu politika, Humeyni’nin “ne doğu, ne batı” düşüncesiyle uyumluydu.

Brezilya ve özellikle Venezuella ile yapılan ticari anlaşmalar ile ilişkiler sıklaştı. birleşmiş Milletler toplantılarında İranı destekleyen birkaç ülke kalmıştı, Brezilya ve Venezuella bu ülkeler arasındaydı.

Ruhani Dönemi
2012 seçimlerini muhafazakår bir aday olan Ruhani kazandı. Ahmedinecad’ın uzlaşmaz, batıyı aşağılayıcı ve tehdit edici yaklaşımlarından sonra yönetime gelen nur yüzlü, uzlaşmacı ve sözü dinlenilen bir lider olarak Batı dünyasında kabul gördü.

Ruhani’nin önemli bir hamlesi de batı ülkelerine karşı uygulanmakta olan sıkı vize rejimini gevşetmesi oldu. İran, batı ülkelerinden 10 tanesi hariç geri kalanlara havalimanında vize imkanı tanıdı, bu sayede batılı turistler İran’ı yoğun bir şekilde ziyaret etmeye başladı.

Ruhani, Kasım 2013 tarihinde Nükleer enerji konusunda uzlaşmayı kabul etti ve ekonomik yaptırımların bir bölümünün kaldırılmasını sağladı. Bunun sonucunda İran ekonomisi bir miktar rahatladı.


ruhani

Son Cumhurbaşkanı Ruhani



Ocak 2014 tarihinde İran, nükleer enerji santrallerinin kapısını batılı ülkelerin kontrollerine açtı ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurduğunu yabancı uzmanların gözetiminde duyurdu.

Bu gelişmenin sonucunda İran’a karşı uygulanan yaptırımlar hafifletildi ve İran ekonomisi düze çıkmaya başladı.



Sayfa Başına Dön

 


Üye İşlemleri
  Kullanıcı Adınız

  Şifreniz

 

Son Yazılar/Duyurular
 İstatistikler
» Bugün Gelen : 73
» Toplam Gelen : 425489
» Kayıtlı Üye : 696
» Şu An Bağlı IP : 7
Aktif Üyeler
Aktif Üye Yok

 Son 15 Dakika İçinde
 Aktif Olan Üyeleri Gösterir